Ahmet Akar ve Anadolu İnsanının Fedakarlığı

Kurtuluş savaşında Anadolu, her türlü sanayi tesisinden, teknik cihazlardan, santrallerden, sanayi ve teknik alanında yetişkin insan kadrosundan yoksundu. Bu şartlara rağmen Anadolu insanı, yoktan bir ordu kurmak ve savaş silahları ve malzemesi için imalathane ve bakım tesisi bulmak zorundaydı. Çünkü Mondros Mütarekesi ile beraber, düşmana en az 200 bin piyade silahının mekanizmaları ile, topların kamaları teslim edilmişti. Yani silahlar ve toplar etkisiz, kullanılamaz hale getirilmişti. Büyük cephane stoklarına da düşman el koymuştu. Elde kalan toplarla mermileri birbirine uydurmak da bir meseleydi.

Ordu makine ve tamir sanayii, İmalat-ı Harbiye Mektebi denilen askeri sanayi okulu elamanlarıyla, İmalat-ı Harbiye fabrikalarının, genç yaşlarda alıp yetiştirdiği işçi ve ustalarla beslenirdi. Ahmet Akar işte bu ustalardan biridir. Çıraklıktan yetişmişti. Milli Mücadelenin en sıkışık günlerinde Eskişehir’e, Ankara’ya, Adapazarı’na ve her taşındığı yere takımlarını, tezgahlarını da taşıyıp, her gittiği yerde bunları harekete geçiren İmalat-ı Harbiye ustalarından biriydi. Milli Mücadele başlarken Eskişehir demir yolu atölyesinde çalışmaktadır. Bu hikayemiz de Ahmet Akar ve fedakar Anadolu insanı üzerinedir.

Ahmet Akar ve Anadolu İnsanının Fedakarlığı

Bir gün Ahmet Akar’ın yanına bir Binbaşı gelir. Milli Mücadelenin başladığını, kamasız topların olduğunu, bunlara kamalar yapılması gerektiğini söyler. Fakat kama yapabilmek için demir yolu atölyesinde ne malzeme ne de bu iş için tesisler vardır. Derken iki İmalat-ı Harbiye Subayı da işe katılırlar. Torbalarından işçi gömleklerini çıkarıp, bu işler için pek de uygun olmayan şahmerdanın başına geçerler. Akla gelmez zorluklarla savaşırlar. Sonunda 10.5-22 çapında iki kama yapılmıştır. Kama topa takılır. Kırda deneme atışı yapılacaktır. Atış yapılır ve 10.5’luk top bütün ovayı inletir. Ahmet Akar ve arkadaşlarının ödülü, sel gibi boşanan sevinç gözyaşlarıdır.

Gürleyen topların sedaları bütün yorgunluklarını unutturmuştur. Sonra işleri daha da geliştirirler. Seri üretime geçilir. 7.5’lik ve 7.7’lik topların kalmalarını üretirler. Ahmet Akar her biten kamanın üstüne bitiş tarihi ile “Eskişehir” damgasını vururken mutlu ve gururludur. Fakat bu sefer de Eskişehir işgal tehlikesi altına girmiştir. İmalat-ı Harbiyecilere Ankara yolculuğu görünmüştür. Toparlanabilen takım ve malzemelerle Ankara’ya varırlar. Onlara fabrika veya atölye yerine bir süvari kışlası gösterilir. (Şimdiki Makine Kimya Enstitüsü Merkezi) Kışla ahırlarının gübrelerini temizlemekle işe başlarlar. Zemini tavsiye eder, bir kaç baraka kurarlar. İşte o günlerde top sesleri, derinden derine Ankara’dan da duyulmaya başlamıştır. Düşman geliyordur.

Ahmet Akar’ın Ailesi

Bu seferde Ankara’dan Yahşihan’a göç görünüyordu. Hatta ailelerini de götürürler. Ahmet Akar ancak bir ahır kiralayabilir. Oğlu, karısı ve kız kardeşi orada hastalıktan ölürler. Ahmet Akar’ın sadece Yahşihan ile Ankara arasında mühimmat nakli ile ilgilenecek kadar zamanı vardır.

Gecelere kadar çalışırlar. Kale etrafında, Kayabaşı’nda bir kaç aile ancak bir küçük ev kiralayabilmişlerdir. Ama geceleri kadınlar bir odada, erkekler de hep beraber diğer odada yatabiliyorlardı. Fabrikadan Samanpazarı’na çıkmak da büyük meseleydi. Şimdiki Gençlik Parkı bir bataklıktı. Çamur deryası olan yolun iki tarafı da hayvan leşleriyle doluydu.

Bu arada Ankara’nın Samanpazarı’nda süngü yapan demircilerden, barakalarda fişek dolduran kadınlardan, sargı bezi, iç çamaşırı, çarık imalathanelerinden de alabildiğine ve hepsinden de birbirinden ibretlik hikayeler vardı. Özellikle insan unsuruna gelince, eşek arabasıyla, kağnıyla, yahut da sırtlarında cephelerde cephane taşıyan kadınlardan, dağdaki asker kaçağını cephelerde vatan kahramanı haline getiren teşkilatlı ve sabırlı isimsizlere kadar, bütün bu gayretler, çileler ve sonu gelmez alın terleri ile gözyaşlarıdır.

1. Dünya Savaşından geriye kalan 5-10 bin insandan, 200 bin kişilik silahlı, 2982 makineli tüfek ve 442 toptan oluşan muazzam orduya ulaşan çetin ve kanlı yolun kaldırım taşlarını döşemiştir. Şimdi geriye baktığımız zaman bu yolun izleri belki pek göze batmaz. Ama bizim bugün bulunduğumuz noktaya Anadolu’nun fedakar insanları, içlerindeki hiç sönmeyen vatan aşkı ateşiyle, işte o taşların her birine kendi kanlarından, kendi göz yaşlarından ve alın yerlerinden bir şeyler bırakmışlar, bir şeyler katmışlardır.

Bu makaleyi beğendiysen yorumunu bizimle paylaşabilirsin...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!